Bakad

  • ANASAYFA
  • HAKKIMIZDA
    • HAKKIMIZDA
    • YÖNETİM
    • MİSYON
    • VİZYON
    • DEĞERLER
  • AKADEMİK BAKIŞ
  • DERGİLER
    • Uluslararası Batı Karadeniz Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi (USOBED)
    • Uluslararası Batı Karadeniz Mühendislik ve Fen Bilimleri Dergisi (UMÜFED)
  • BAKAD YAYINEVİ
  • HABERLER
    • HABERLER
    • KONFERANS
    • SEMPOZYUM
    • PANEL
    • SEMİNER
  • İLETİŞİM
  • Ankara Web Tasarım
  • akademik bakış
  • EĞİTİM SİSTEMİ ALARM VERİYOR!
20 Nisan 2026

EĞİTİM SİSTEMİ ALARM VERİYOR!

EĞİTİM SİSTEMİ ALARM VERİYOR!

by mahmut bozan / Pazar, 19 Nisan 2026 / Published in akademik bakış, anasayfa, Genel, haberler

Prof. Dr. Mahmut BOZAN

Şanlıurfa’nın Siverek ilçesi Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde 14 Nisan 2026 tarihinde yaşanan okul baskını ve bir gün sonra Kahramanmaraş’ın Oniki Şubat ilçesi Ayser Çalık Ortaokulu’nda gerçekleştirilen okul saldırısı tüm dikkatleri okullara ve eğitim sistemine çekti. Bu saldırılar ilk defa yaşanmıyordu. Daha önce de lise talebelerinin faili olduğu okul baskınları yapılmıştı. Akran zorbalığı, okulda şiddet derken iş okulda cinayetlere kadar uzandı. Daha önce sesi uzaktan gelen davul artık kapımızın önünde çalmaya başladı. Umut ederim bu sefer de halkın heyecanını yatıştıracak bir-iki medyatik hareketle mesele savuşturulmaz ve esastan incelemeye alınır.

Eğitim meselesi ilköğretimden üniversiteye kadar benim üzerinde en çok makale yazdığım ve tebliğ sunduğum bir konudur. Eski bir öğretmen okulu mezunu olarak her zaman kulağım eğitimle ilgili haberlere açık olmuştur. Zira eğitim sisteminin içinde öğretmen olarak, taşra merkez ve yurtdışı teşkilatlarında yönetici olarak yıllarım geçti. Daha sonra da bu meseleye dair üniversitede akademik çalışmalar, araştırma ve projeler yaptım. Hatta Dünya Bankası’ndan borç olarak temin edilen bir bütçeyle hayata geçirilen Milli Eğitimi Geliştirme Projesi’nin (MEGP) Ar-Ge biriminde yönetici olarak çalıştım.[1] Projede “danışman” olarak dolgun maaşlarla hayli ABD’li sözümona uzman çalıştırılıyordu. Bu uzmanlar ABD okul sistemini Türkiye’ye yamamaya çalışıyorlardı. Bu sebeple uzmanlarla aramızda doku uyuşmazlığından kaynaklanan tartışmalar çıkıyordu. Ne vakit ki yerinde incelemelerde bulunmak üzere 1994 yılında ABD’ye gittik, eğitim ve okul sistemlerindeki vahameti tüm çıplaklığıyla görmüş oldum.

Bizim eğitim sistemimizin “kifayetsiz okul ve derslik sayıları, öğretmen azlığı, öğretmen başına düşen talebe fazlalığı, eğitim yatırımlarının plansızlığından kaynaklanan şehir merkezlerinde sınıfların aşırı kalabalıklığı, ders kitabı teminindeki güçlükler” gibi sıkıntılar yaşanırken ABD’de “okullarda şiddet, akran zorbalığı, okul çeteleri, okul terkleri, erken hamilelik ve çocuk anneler, uyuşturucu bağımlılığı gibi bambaşka gündemler olduğunu hayretle gördük. Bizde maddi imkânsızlıklar ve istikrarsız hükümetler sebebiyle ihmale uğrayan ve bir türlü hükümetlerin önceliği olamayan ideolojik eğitim sistemi varken, onlarda tamamen ahlâken ve mânen sukut etmiş bir eğitim sistemi bulunuyordu. Hatta o dönemde ABD Başkanı olan Bill Clinton’ın uygulamaya koyduğu “National Goals 2000: Educate America Act” (Milli Hedefler 2000: Amerika’yı Eğitme Yasası) olarak bilinen reform paketi, yukarıda sayılanlar arasında okullarda şiddetin önlenmesi ve erken hamilelik gibi sosyal sorunları öncelikli eğitim hedefleri arasına almıştı. ABD’nin gerçekleştirmeyi hedeflediği diğer konular da oldukça dikkat çekiciydi.

“2000 yılına kadar ABD’de tüm çocuklar okula öğrenmeye hazır olarak başlayacak. Lise mezuniyet oranı en az yüzde 90’a yükselecek. Tüm öğrenciler 4., 8. ve 12. sınıfları İngilizce, matematik, fen bilimleri, yabancı diller, yurttaşlık ve devlet, ekonomi, sanat, tarih ve coğrafya dahil olmak üzere temel konularda yetkinlik göstererek bitirecekler ve her okul, tüm öğrencilerin zihinlerini iyi kullanmayı öğrenmelerini sağlayacak, böylece sorumlu vatandaşlık, ileri öğrenim ve milletimizin modern ekonomisinde verimli istihdam için hazır olacaklardır. ABD’de öğrenciler matematik ve fen bilimleri başarılarında dünyada birinci olacaklardır. Her yetişkin Amerikalı okuryazar olacak ve küresel ekonomide rekabet etmek ve vatandaşlık hak ve sorumluluklarını yerine getirmek için gerekli bilgi ve becerilere sahip olacaktır. ABD’deki her okul uyuşturucu, şiddet ve izinsiz ateşli silah ve alkolden arındırılmış olacak ve öğrenmeye elverişli disiplinli bir ortam sunacaktır. Öğretmen kadrosu, mesleki becerilerinin sürekli geliştirilmesi için programlara erişebilecek ve tüm Amerikalı öğrencileri gelecek yüzyıla hazırlamak için gerekli bilgi ve becerileri edinme fırsatına sahip olacaktır. Her okul, çocukların sosyal, duygusal ve akademik gelişimini desteklemek için ebeveyn katılımını ve iştirakini artıracak ortaklıkları teşvik edecektir.”

ABD’nin 2000 yılı için ortaya koyduğu hedefler ile okullardaki durum mukayese edildiğinde bizim gördüklerimiz ve incelemelerimiz meselenin kayda giren metinden daha vahim olduğunu gösteriyordu. Şekil 1’den de anlaşılacağı üzere ABD’nin 2000 yılı hedeflerini gerçekleştirmek bir yana sıkıntı kaynaklarını çeşitlendirerek ve katlayarak arttırmaya devam etmektedir. Bu tablo aynı zamanda zımni olarak ABD’nin değerlerini ve eğitim sistemini taklit eden ülkelerin de 20 yıl sonra nerede olacağını göstermektedir.

Şekil 1: ABD’de Okul Silahlı Saldırılarında Ölen ve Yaralananların Sayısı (1966-2025)

Kaynak: Riedman, David (2025). K-12 School Shooting Database

Meseleyi Türkiye zeminine çekersek, iletişimin ışık hızıyla yapıldığı, dünyanın neredeyse bir şehre dönüştüğü, internet ve sosyal medya araçlarının akıllı telefonlarla çocukların elinde oyucak olduğu bir dönemde kitle iletişim araçlarını yönlendiren ABD ve genel olarak batı menşeli hareketlerin tüm dünyada yankılandığı, takipçi bulduğu ve taklit edildiği gerçeği ile karşılaşırız. Medya gücünü bir ifsat ve sömürü aracına dönüştüren küresel kapitalist hareket, değerlerini kaybeden veya çeşitli sebeplerle zaafa uğratan toplumlarda büyük yıkımlara yol açabilmektedir. Parlatılmış belirli rol modeller aracılığı ile uyuşturucuyu, alkol ve kumarı özendirme, ırkçılık, cinsiyetsizleştirme, teşhircilik, LGBT gibi sapkınlıklar, hazcılık, şiddet, ahlâki ve ailevi değerleri tahrip gibi her türlü yıkıcı akımları internet üzerinden yaygınlaştırmaya çalışmaktadır. Türkiye’de de bir kesim çağdaşlık ve modernlik adına bu yıkıcı hareketleri desteklemekte hatta medya araçları üzerinden kışkırtmaktadır. Bunca yıkıcılığa karşı aileler ve eğitim sistemi âciz ve cılız kalmaktadır. Her şeye rağmen henüz iş işten geçmiş değildir. Şekil 2 incelendiğinde Türkiye’de okullardaki şiddet hareketleri ABD ile kıyaslandığında henüz başlangıç seviyesinde olduğu söylenebilir. Zira ABD’de üniversite dışarıda tutularak sadece ilkokuldan lise son sınıfa kadar olan vakalar alınmasına rağmen sayılar oldukça yüksektir. Türkiye’de ise üniversite dâhil 16 sınıf seviyesi üzerinden okulda şiddet olayları alındığında ABD’den on kat daha düşük olduğu görülmektedir. Üstelik Türkiye’de en çok ölüm ve yaralamanın gerçekleştiği 2026 yılı da kayda alınmıştır.

Şekil 2: Türkiye’de Okul Silahlı Saldırılarında Ölen ve Yaralananların Sayısı (2000-2026)

Kaynak: Veriler tarafımca derlenmiştir.

Şimdilik okulda şiddet hadiseleri mukayeseli olarak düşük görünse de 2026 yılı başında yaşananlar işin ciddiyetini kâfi derecede ortaya koymaktadır. O halde meseleyi biraz daha etraflıca incelemekte fayda vardır. Öncelikle ifade etmek gerekir ki eğitim bir insan hakkı olduğu kadar, çocuk sahibi olan ebeveynin irsiyet tevarüsünden öte aynı zamanda inanç, örf, adet, hars ve kültürel değerlerini çocuğa verme hakkı olduğunu teslim etme zarureti de vardır. Nasıl bir Japon, Alman veya herhangi bir millet çocuğunu kendi değerleri ile yetiştirme hakkına sahipse, bir Türk de çocuğunu kendi inanç değerleri ile yetiştirme hakkına sahiptir. Kimse ona “evrensel değer” aldatmacası ile Amerikan, İngiliz, Fransız veya mümasili milletlerin değerlerini verdiremez ve vermeye zorlayamaz.

İkinci olarak, eğitim sisteminin doğru tanımlanması ve mevzuatının da halkın değerlerine göre çıkarılması gerekir. Bu hususta en büyük yanıltıcılar maalesef ki akademisyenlerdir. “Ulemayı rüsum” vaktiyle elde ettiği ayrıcalıkları korumak, cumhuriyeti kurduğunu iddia eden bir partinin üyeleri de ele geçirdiği vesayet araçlarını bırakmamak adına eğitimi kendi ideolojik söylemlerine hapsetmek istemektedirler. “Çocukta istendik davranışlar geliştirme” olarak tanımladıkları eğitimde “istendik” davranışlar maalesef ki hiçbir zaman halkın değerleri olamamıştır. Bilakis “evrensel, çağdaş ve modern” gibi ambalajlar içinde sunulan batılı değerler olmuştur. Batılı değerler millete kanunlarla dayatılmaktadır. Bu durum eğitimin sabit değeri olan kimliğimizi tehdit etmektedir. Esasen bu mesele Tanzimat’tan beri tartışılmakta, Batı medeniyetini alma hususundaki görüşler ve tarzı siyasetler üç noktada toplanmakta ve eğitim sisteminin tanzimi de o akımlara göre şekillenmektedir. Bu birbirine zıt üç cereyanın sebebi o dönem tartışmalarında medrese, mektep ve tekke ihtilafına bağlanmış, ıslahı için de Evkaf Nezareti’nin kifayet etmediği, mali hususlarda Evkaf’ın ilmi ve terbiyevi hususlarda Meşihat’ın yetkili kılınması istenilmiştir. Eğitim ve terbiyede dini ilimlerle, fen ve teknolojinin birlikte ele alınması, halkın eğitiminde tekkelerin önemi üzerinde durulmuştur.

Bize göre de ülkemizde milli eğitimin yerli yerine oturtulabilmesi için üç tane düzeltmenin yapılmasına ihtiyaç vardır. Bunlardan birincisi, belki de en önemlisi eğitimin demokratikleştirilmesidir. Dikte eden, halkın eğitim talebini dikkate almayan tepeden inmeci anlayışın ortadan kaldırılmasıdır. İkincisi, milletimizi payidar edecek olan can suyu mesabesindeki inanç vve ahlâki değerlerimizin eğitime temel teşkil etmesini sağlamaktır. Üçüncüsü ise, insanlığın ortak malı olan bilim ve teknolojiyi batılı değerlerin mütemmim cüzü gibi görmeyi bırakarak, teknolojik yarışta öne geçmeye çalışmaktır.[2] Bu görüşler sadece bana ait olmayıp genişçe bir münevver kesim tarafından da dile getirilmiştir. İkinci Meşrutiyetten sonra eğitimin ıslahına yönelik tartışmalarda “ittihad, imtizac-ı efkârdır, o da mârifetin şua-ı elektirikiyle olur” diyen Said Nursi, eğitimde mektep, medrese ve tekke ihtilafını ortadan kaldırmak için bu üç müesseseyi “Medresetüz Zehra” adı verilen bir külliye içinde birleştirme fikrini ortaya atmış ve bu eğitim müessesesi için 2. Abdulhamid’e, sonra Mehmed Reşad’a, daha sonra da TBMM’ye tekliflerde bulunmuştur. Said Nursi din ve fen ilimlerinin birlikte okutulması ve halk eğitiminin temelini teşkil eden tasavvuf geleneğinin sisteme eklenmesi ile eğitimin amacına ulaşacağına, hatta Fransız ihtilâli ile güçlenen ırkçı akımların Osmanlı Devleti gibi çok dinli, çok milletli ve çok dilli bir yapıyı ayrıştırmasına engel olacağına inanıyordu. Fikirleri destek görmesine rağmen böyle bir eğitim müessesini kurmada Cumhuriyetin ilanından sonra engellerle karşılaşmıştır. Çünkü Cumhuriyetle birlikte farklı bir eğitim politikası yürütülecektir.

Cumhuriyetin eğitim projesine bakıldığında hedeflenen birey-toplum tipinin Batı medeniyet dairesi içinde oluşturulma kararlılığı göze çarpmaktadır. Amaç tek tip insan ve toplumdur. Bunun anlamı da devletin tekel olduğu eğitim sürecinde bu projenin dışına taşan eğilimlere bile hayat hakkı tanınmamasıdır. Cumhuriyet aydınlarına göre, “Batı bir zihniyettir, bir ruhtur, bir kafadır. Batı bir lüks ve iğreti bir şey değildir. Batı çağdaş medeniyettir. Doğu ise insanları köleleştiren, aklın yaratıcılığını ezen bir niteliğe sahiptir. Doğuda hürriyetsizlik ve karanlığın kudreti vardır.” Burada Batı yüceltilmekte, Doğu ile örtülü olarak kastedilen İslâm ise yerilmektedir. Bu görüşler aynıyla başta anayasalar olmak üzere tüm mevzuata sindirilmiştir. Başta Milli Eğitim Temel Kanunu ve Yüksek Öğretim Kanunu olmak üzere hazırlanan tüm mevzuatta “Eğitim sistemimizin her derece ve türü ile ilgili ders programlarının hazırlanıp uygulanmasında ve her türlü eğitim faaliyetlerinde Atatürk inkılâp ve ilkeleri ve Anayasada ifadesini bulmuş olan Atatürk milliyetçiliği temel olarak alınır. Türk milli eğitiminde laiklik esastır” ifadelerini görmek mümkündür. Bu ideolojik eğitim anlayışında bir kesim Atatürkçülüğü kendi anlayışına göre tarif etmekte ve din karşıtı bir kavram şeklinde kullanmaktadır. Atatürk ilke ve inkılâpları ile Atatürk milliyetçiliği kavramlarının okul öncesinden yüksek öğretime kadar eğitimin her safhasında birinci amaç olarak konulması öncelikle eğitimin ruhuna aykırıdır. Bu kavramlar otoriter yönetimler, tek parti uygulamaları ve ihtilâl anayasaları ile toplumun çok az bir kısmından destek alan, fakat halkın kahir ekseriyeti tarafından reddedilen güç odakları tarafından dikte edilmektedir. Atatürk ismi ise bu çevrelerin niyetlerini gizlemek için kullanılmaktadır. Türkiye’de eğitimin amaçları içinde dini değerler bulunmamaktadır. Bu durum maddeci, rasyonel ve faydacı bir değer algısının ortaya çıkmasına ve kimlik sorunlarına yol açmaktadır. Bu anlayışın acısını çeken Batı’da “değerler eğitimi” kavramı bir çare olarak düşünülmüş fakat taklidi pek seven aydınlarımız hemen onun içini boşaltarak yerini “etik değerler” ile doldurmaya başlamışlardır.

Mânevi değerlerden arındırılmış ve çağdaş, evrensel değer gibi kavramlarla parlatılmış olan modernizm, beyindeki ödül-ceza sistemini bozmaktadır. Hedonizmi, zevkçiliği birinci plâna çıkarmakta, bunun sonucunda egoizm ortaya çıkmaktadır. Kaliforniya sendromu olarak tanımlanan egoizm; zevk düşkünlüğü, hedonizm, egosantrizim (ben merkezcilik), kendi rahatını, konforunu düşünme, yalnızlaşma ve bunun sonucunda da mutsuzluk ve depresyona girme şeklinde bir çöküşle sonlanmaktadır.

Okullarda şiddeti önlemenin yolu sadece eğitim sistemini düzeltmekten geçmemektedir. “Küçükleri muzır neşriyattan koruma kanunu” internete de teşmil edilerek Devlet kurumları eliyle uygulamaya konulmalı, aileler internet ve sosyal medya kullanımı konusunda eğitilmeli, okul çevresinde güvenlik tedbirleri arttırılmalı, okullarda güvenlik görevlileri bulundurulmalı ve okul girişlerinde hem fiziki hem de elektronik kontroller yapılmalıdır. Suç örgütlerinin çocukları istismar ve suça çekme mekanizmaları kırılmalı, kontrolsüz silah taşıma, elde etme ve dönüştürme gibi mekanizmalar önlenmelidir. Çok da önemli ve genel bir husus ise rüşte erme yaşının 18’den 15 yaşın doldurulduğu tarihe, yani 16’ya düşürülmesi meselesidir. Bu mesele hukuki bir düzenlemeyi gerektirmektedir. Türkiye’nin iklim ve coğrafi şartları dikkate alarak kuzey Avrupa ülkelerinde uygulanan rüşte erme yaşını aynen uygulama değil, değiştirmesi zaruridir. Ayrıca 15 yaşın bitim tarihini Osmanlı Devleti rüşte erme yaşı olarak yüzyıllarca uygulamıştır. Seçme ve seçilme yaşını 18’e indiren bir ülkenin rüşt yaşını da 15’e çekmesi çok abartılı olmayacaktır.

Görüldüğü üzere okullarda yaşanan şiddet çok farklı sebeplerden beslenmekte, eğitimin mânevi ve ahlâki boyutunun ihmali ise en belirleyici unsur olmaktadır. Konuyu anonim olmuş bir eğitim tavsiyesini hatırlatarak tamamlayalım. Hitler Almanya’sında Nazi toplama kamplarının şahidi olmuş bir okul müdüresinin öğretmenler için yayınladığı mesajdaki şu ifadeler, ahlâki olarak içi doldurulmamış bir eğitimin tehlikelerine dikkat çekmektedir.

“Bir toplama kampından sağ kurtulanlardan biriyim. Gözlerim hiçbir insanın görmemesi gereken şeyleri gördü. İyi eğitilmiş ve yetiştirilmiş mühendislerin inşa ettiği gaz odaları, iyi yetiştirilmiş doktorların zehirlediği çocuklar, işini iyi bilen hemşirelerin yaptığı iğnelerle ölen bebekler, lise ve üniversite mezunlarının vurup yaktığı insanlar… Eğitimden bu sebeple şüphe duyuyorum. Sizlerden isteğim şudur: Öğrencilerinizin insan olması için çaba harcayın. Çabalarınız bilgili canavarlar ve becerikli psikopatlar üretmesin. Okuma yazma, matematik, çocuklarınızın daha fazla insan olmasına yardımcı olursa ancak o zaman önem taşır.”

Bu ifadeleri çağdaş Batı yönetimlerine ve onun koalisyon ortağı siyonist İsrail‘e ithaf ederken Hükümetimize de eğitim sisteminin ıslahını öncelikleri arasına sokmayı tekrar hatırlatmak isterim.


[1] MEGP, Dünya Bankası ile yapılan ikraz anlaşması ile (1990) uygulamaya konulmuş bir projedir. Amaçları arasında; “ilk ve ortaöğretimde kaliteyi arttırarak, öğrenci başarısını OECD ülkeleri ortalamasına yaklaştırmak, Öğretmen eğitiminde kaliteyi ve geçerliliği arttırarak OECD ülkelerindeki benzer standartlara ulaştırmak, Milli Eğitim Bakanlığı’ndaki yönetim ve işletmecilik beceri ve uygulamalarını geliştirerek kaynak kullanımında daha ekonomik ve etkili olmayı sağlamak” gibi hususlar bulunmaktadır. SAR, Staff Appraisal Report (1990). The World Bank, Washington DC.; Milli Eğitimi Geliştirme Projesi İkraz Metni (1990). Resmi Gazete No: 20570, Başbakanlık Devlet Basımevi, Ankara.

[2] Daha detaylı bilgi için bkz. Bozan, M. (2019). Eğitime Biçilen Rol: Yetenek Geliştirme Mi? Kimlik Dönüştürme Mi? Bartın University Journal of Faculty of Education, 8(2), 549-561. https://doi.org/10.14686/buefad.426770; Bozan, M. (2014) Değerler Eğitimi İçin Bir Önşart; Demokratik Eğitim, Uluslararası İnsani Değerlerin Yeniden İnşası Sempozyumu, Erzurum.https://acikerisim.bartin.edu.tr/server/api/core/bitstreams/6a08bcdc-cd40-4c10-8023-78c26fa1c355/content

  • Tweet

About mahmut bozan

Başka ne okumak istersiniz?

DÜNYADA 5’Lİ ÇETENİN SALTANATI VE DEMOKRASİ ŞARKILARI
BİRLEŞMİŞ MİLLETLERE AÇIK MEKTUP
HUTBELER VE BELİRLİ GÜN-HAFTA KUTLAMALARI
  • ANASAYFA
  • HAKKIMIZDA
  • AKADEMİK BAKIŞ
  • DERGİLER
  • BAKAD YAYINEVİ
  • HABERLER
  • İLETİŞİM

BİZE ULAŞIN

  • 0 378 228 18 77
  • bakad74@gmail.com
  • http//www.bakad.org.tr

BAĞLANTILAR

Telif Hakkı © 2021 İzmir Web Tasarım İzmir Web Tasarım Tüm hakları saklıdır.

Batı Karadeniz Akademisyenler Derneği Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım & Kodlama ♥  Web Tasarım ©

ÜST Web Tasarım