
PKK ve HDP yöneticileri birarada
Prof. Dr. Mahmut BOZAN
Türkiye’de 14 Mayıs 2023 seçimleri için cumhurbaşkanı ve milletvekili adayları ortaya çıkmaya başladı. İttifak yaparak seçime katılma kararı alan siyasi partiler netleşti. Burada en çok merak edilen husus “6’lı Masa” olarak bilinen muhalefet grubunun HDP ile ittifak yapıp yapmayacağı idi. Zira İyi Parti HDP ile ittifaka keskin bir şekilde karşı çıkıyordu. Ama CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu HDP’yi ziyaret etti ve sonrasında yapılan açıklama ile HDP’nin cumhurbaşkanı adayı çıkarmayacağı, bunun yerine Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceği ilan edildi. Böylece saflar iyice netleşti. Ancak HDP bu destek karşılığında neyin pazarlığını yapmıştı? Bunlar açıklanmadı. Lakin HDP’nin siyasi hedeflerine bakıldığında neler isteyeceği müphem değildir. Zaten daha önceki temaslarda Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartında Türkiye’nin kaydı ihtiraz koyduğu maddeleri uygulayacağına dair bizzat Kılıçdaroğlu’nun açık beyanları vardı. Keza güvenlikle ilgili bazı hususlarda da CHP-HDP yakınlaşması TBMM çatısı altında yaşanmıştı. Tüm bu gelişmeler olurken Anayasa Mahkemesi HDP’ye hazine yardımı engelini kaldırmış ve HDP’nin kapatılmasına ilişkin davanın 14 Mart’ta yapılması gereken sözlü savunma tarihini de ek süre vererek 11 Nisan’a ertelemişti. HDP bu ertelemeden cesaret alarak sözlü savunmayı seçim sonrasına erteleme talebinde bulunduysa da bu talep reddedildi. Bu gelişmeden ileriye yönelik mâna çıkaran HDP, 14 Mayıs 2023 seçimlerine daha önce kurulup yedekte bekletilen Yeşil Sol Parti[1] ile gireceklerini açıkladı. Bu durumda 6’lı Masa, HDP/Yeşil Sol Parti’nin iştiraki ile 7’li Masa’ya dönüşmüş oldu.
Türkiye’nin geleceğinde çok önemli bir yer tutacak olan 14 Mayıs 2023 seçimlerinde özellikle kimin cumhurbaşkanı olacağı hususu sadece Türkiye için değil tüm küresel siyaset oyuncuları için de bir merak konusudur. Zira ABD başkanı Biden seçilmeden önce darbelerle düşüremedikleri Tayyip Erdoğan’ı “Türkiye’deki muhalefet güçlerini organize ederek sandıkta düşüreceklerine” dair bayanlarda bulunmuştu. Keza bu husumet birçok Avrupa başkentinde de aynen paylaşılmaktadır. ABD liderliğindeki Batı’nın Türkiye’de yapılan bir seçime bu kadar müdahil olma kararlılığı ve Tayyip Erdoğan nefreti, belli ki O’nu kendi siyaset ve stratejileri için bir engel olarak görmelerindendi. Binaenaleyh HDP’nin aday çıkarmayarak Başkanlık seçiminde Kılıçdaroğlu’nu desteklemesinden memnuniyet duymuş olmalılar. Peki, meseleyi biz nasıl değerlendireceğiz?
Aslında mesel gayet basittir. Zira ABD liderliğindeki Batı’nın Türkiye’yi parçalama plânı olan Sevr dosyası henüz kapanmamıştır. Bu dosyayı açık tutmada kullandıkları en önemli aparatın PKK terör örgütü olduğu son 40 yılda yaşananlardan anlaşılmaktadır. Madem Türkiye’yi hariçten harplerle yıkamayacaklar, o halde dâhilden bir hareketle parçalamak onlar için daha câzip olmalıdır ki onlar da stratejilerini PKK üzerinden gerçekleştirmeye karar verdiler.
Yazının başlığından da anlaşılacağı üzere iki hususun gayet iyi anlaşılmasına ihtiyaç vardır. Birincisi PKK, ikincisi ise terör örgütüne Türkiye’de kurdurulan siyasi partilerdir ki onlardan birisi de HDP ve son açıklamalara göre Yeşil Sol Parti’dir. Böylece onlar PKK’yı, PKK da partileri kullanarak Türkiye’yi kendi amaçları doğrultusunda yönlendirmiş olacaklardır. Burada altı çizilmesi gereken husus PKK ile partiler arasındaki ilişkinin dünyadaki diğer terör yapılanmalarından farklılaşmasıdır. Yani dünyadaki diğer örneklerde partilerin terör aparatları varken, Türkiye’de terör örgütünün partileri bulunmaktadır. Binaenaleyh adı ne olursa olsun PKK’nın kurduğu veya kurdurduğu partilerin PKK’nın emrinden dışarı çıkmasını beklemek eşyanın tabiatına muhaliftir. Bu gerçeği akılda tutarsak 6’lı Masa’ya hulûl eden zihniyetin HDP görünümünde PKK olduğunu anlarız. Neticede 6’lı Masa’nın lideri olan CHP ile HDP’nin ittifakı elbette Sevr patronlarını memnun edecektir. Masaya payanda olan ve güya milliyetçi-muhafazakâr tabanı temsilen bulunan diğer parti başkanlarının kulakları çınlasın!
İkinci husus ise mezkur partilerin sahibi ve patronu rolünde olan PKK’nın kimliğini küçük bir hâfıza tazelemesi ile şerh etmektir. Kürdistan İşçi Partisi veya PKK, Türkiye’nin güneydoğusu, Irak’ın kuzeyi, Suriye’nin kuzeydoğusu ve İran’ın kuzeybatısını kapsayan bölgede bir devlet kurmak amacıyla bu toprakların Türkiye Cumhuriyeti sınırları dâhilinde kalan kısmına sahip olabilmek için içeride halkı sindirerek itaat altına almaya çalışan, dışarıda ise başta güvenlik kuvvetleri, köy korucuları olmak üzere tüm kamu görevlilerine ve sivillere karşı silahlı eylem yapan Marksist-Leninist ideolojiye sahip silahlı bir örgüt olup, 1974 yılında Abdullah Öcalan (Apo) tarafından kurulmuştur. 1999’da Öcalan’ın yakalanmasından sonra PKK’nın liderliğini Murat Karayılan üstlenmiştir.
PKK Marksist-Leninist ideolojiye sahip, İslâm, ahlâk, gelenek gibi değerlere düşman arkaik ırkçı bir terör örgütüdür. Son zamanlarda halk nezdinde itibar görmek için ideolojisini gizlemeye çalışmakta, halkın değerlerine saygılıymış gibi davranmaktadır. Beyanlarında Türkiye, İran, Irak ve Suriye’yi içine alan bir Kürdistan kurma hayali vardır. PKK bu hayali gerçekleştirmek için yaptığı terör eylemlerine “ulusal kurtuluş mücadelesi” adını vermektedir. Başta ABD, Rusya, Fransa, Almanya, İngiltere, İsrail ve Yunanistan olmak üzere Türkiye üzerinde hesap yapan pek çok ülke tarafından kullanılan PKK, en nihayetinde savunduğu ideolojinin tam karşısında olan kapitalist ve emperyalist ABD’nin taşeron bir aracına dönüşmüş durumdadır. ABD ve yandaşları tarafından beslenmekte, silahlandırılmakta, eğitilmekte, tüm ihtiyaçları karşılanmakta ve cepheye sürülmektedir.
Bugüne kadar binlerce cana ve milyarlarca lira zarara yol açan, ülkemizin maddi ve mânevî gelişimini sekteye uğratan bu terör örgütü bizim için bir ur, düşmanlarımız için elverişli bir tedhiş âletidir. Nadirattan olarak bu terör örgütünün mebzul bir sivil toplum ayağı ve daha ötesi siyasi partileri vardır. Avrupa ve ABD PKK’yı bir terör örgütü olarak kabul eder(miş) gibi yapar, ancak terör unsurları bu ülkelerde yuvalanır, yapılanır, desteklenir, serbestçe faaliyet gösterir, haraç toplar, uyuşturucudan insan kaçakçılığına kadar her türlü melaneti engellenmeden gerçekleştirir.
Meselenin ikinci ayağını ise PKK’nın kurmuş olduğu partiler teşkil etmektedir. Türkiye’de sol, sosyalist, Marksist-Leninist örgütlerle dirsek teması olan PKK bu çevrelerin sivil toplum yapılanmaları tarafından da gördüğü himaye ile siyasi partiler de kurmuştur. Bunlar zaman içinde kapatılsa da hep yedekte tutulan yenileri ile değiştirilmiş üstelik “mağdur” rolleri oynanarak işi “bize meşru alanda siyasi faaliyet yapma izni verilmiyor” propagandasına dönüştürmüştür.
PKK’nın 1990 yılında Halkın Emek Partisi (HEP) ile başlattığı parti kurma siyaseti her kapatılıştan sonra mutlaka içine bir “demokrasi” kelimesinin iliştirildiği yeni bir parti ile devam etmiştir. Özgürlük ve Demokrasi Partisi (ÖZDEP), Demokrasi Partisi (DEP), Halkın Demokrasi Partisi (HADEP), Demokratik Halk Partisi (DEHAP), Demokratik Toplum Partisi (DTP), Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) ve nihayet Halkların Demokrasi Partisi (HDP) çatısı altında giren PKK, 2023 Mayıs seçimlerinde CHP üzerinden kendi amaçlarını gerçekleştirmeyi umut etmektedir. İşini terörle götüren, eli silahlı bir örgütün demokrasi kavramını bu kadar sık kullanması kara mizahtan öte bir demokrasi istismarıdır. Zira PKK her seçim döneminde halkın hür iradesi ile oy kullanmasını engellemiş, tehdit ve şantajlarla, gücü yettiği ölçüde oy sandıklarına hükmetmeye çalışmıştır.
PKK 2023 seçimlerinde HDP/Yeşil Sol Parti üzerinden nelere ulaşmaya çalışmaktadır? Bunu anlamak için de HDP’nin parti tüzüğü ve programına kısaca göz atmak faydalı olacaktır. HDP tüzüğünde kendisini soğuk savaş dönemindeki Marksist-Leninist örgütlerin slogancı tavrından öteye gitmeyen bir üslupla; “tüm ezilenlerin ve sömürülenlerin; dışlanan ve yok sayılan bütün halkların ve inanç topluluklarının, kadınların, işçilerin, emekçilerin, köylülerin, gençlerin, işsizlerin, emeklilerin, engellilerin, LGBT (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans) bireylerin, göçmenlerin, yaşam alanları tahrip edilenlerin; aydın, yazar, sanatçı ve bilim insanları ile bütün bu kesimlerle birlikte mücadele yürüten güçlerin her türden baskı, sömürü ve ayrımcılığı ortadan kaldırmak ve insan onuruna yaraşır bir yaşam kurmak üzere bir araya geldiği, demokratik halk iktidarını hedefleyen bir siyasi parti” olarak tarif etmektedir. Bunun arkasından da taleplerini sıralamaktadır.
Özetleyerek ifade etmek gerekirse PKK’nın HDP üzerinden taleplerinin birincisi, milli yapıyı parçalama amaçlı “anadilde eğitimdir.” Türkiye’de başta Kürtçe olmak üzere konuşulan tüm dilleri öğrenmek için ilkokuldan itibaren müfredata dersler konulmuştur. Nitekim 2023 yılı bahar döneminde yaklaşık on bin çocuk Kürtçe öğrenmek için tercihte bulunmuştur. Ancak niyet başkadır, bunun detayı daha sonra gelecektir.
İkincisi, ailevî ve ahlâkî yapıyı tahrip amaçlı “lezbiyen, gey, biseksüel ve trans bireylere (LGBT)” alan açmaktır. Avrupa ve Batı medeniyetini yer ile yeksan eden, aile yapısını ortadan kaldıran bu cinsi sapkınlığı Türkiye’de de yaygınlaştırma çabası asla temel haklar içerisinde değerlendirilemez. Hayvanlarda bile olmayan üçüncü bir cinsiyet çeşidini “çağdaşlık, modernlik, insan hakları vb” ambalajlarla insanlara dayamak bir ülkenin bekasına yapılan saldırıların en sinsi ve en alçağıdır. Bu alçaklığın duracağı son nokta insanı “eşref-i mahlûkat” sınıfından düşürüp hayvanlarla eşitlemek, hatta daha da aşağılara indirmek demektir. Nitekim bunun emareleri Avrupa’da “hayvan evlilikleri” şeklinde tezahür etmeye başlamıştır.
Üçüncüsü, parti tüzüğünde mahalli idarelerde câri olan idari özerkliği aşarak devletçik elde etmeye matuf siyasi özerklik talebini sinsice demokrasi kılıfına sararak “demokratik özerklik[2] ve kendi kaderlerini tayin hakkı için mücadele etmek,” şeklinde formüle edilmesidir. Dördüncüsü ise ülke savunmasını zaafa düşürmeyi, teröre daha fazla alan açmayı, dağa daha fazla çocuk ve genç kaçırmayı hedefleyen “mecburi askerliğin kaldırılması ve vicdani ret hakkının tanınması” talebidir. Hukuki sonuçlarını dikkate alarak parti tüzüğüne bu kadar yazabilmişlerdir.
Ancak parti programında talepler daha detaylı olarak verilmektedir. Mücadelelerini ve izleyecekleri politikayı Halkların Demokratik Kongresi[3] üzerinden belirleyeceklerini ifade etmektedirler. Parti tüzüğündeki hedefleri burada da tekrarlandıktan sonra fazladan olarak Türkiye aleyhine ne kadar politika varsa hepsine çanak tutulmaktadır. Yazıyı uzatmamak için bunlardan birkaç örnek ile iktifa edelim.
1. PKK, HDP üzerinden Kıbrıs’ın bölünmüşlüğüne karşı çıkmaktadır. Türkiye’nin varlığını dış müdahale ve işgal olarak görmekte ve “Türkiye’nin Ada’daki askeri kuvvetlerini şartsız geriye çekmesi için mücadele edeceği” herzesini savurarak, “Kıbrıs’ın Türkiye tarafından bir askeri üs, bir Gladyo üssü, bir kara para aklama istasyonu veya Akdeniz’deki bölgesel güçler ve emperyalistler arası rekabetin sıçrama tahtası olarak istismar edilmesine son verilmesi için çaba göstereceğini, Kıbrıs’ın kuzeyinin, Türkiye’den devlet denetiminde nüfus transferi yoluyla kolonileştirme uygulamalarını teşhir edeceğini” bir Rum ağzı ile tekrarlamaktadır. HDP’nin boynuna bağlanan bu ip takip edildiği takdirde PKK’ya, onun boynundaki ip takip edildiği zaman da bu kuklaları oynatan efendilerine ulaşmak mümkündür.
2. PKK ve HDP, Türkiye’nin Suriye, Irak ve diğer bölge ülkelerine müdahalelerinin karşısında yer alacağını ifade ile Suriye’deki tüm farklı halkların ve inançların kendi kaderlerini belirlemesini (yani parçalanmasını) desteklediğini, bu Rojava (Batı) Kürdistanı’ndaki halk meclislerine dayanan özsavunma ve özyönetim (yani siyasi özerklik) deneyimlerini bölge ülkeleri ve halkları için bir model olarak sunacağını beyan etmektedir. Bunun Türkiye’ye yansıması ise kantonlar kurmak için yapılan fakat sonunda içlerine gömüldükleri çukur/hendek hareketleri olmuştur.
3. PKK ve HDP, Türkiye’de merkezi idarenin yerel yönetimler üzerindeki vesayetini, demokrasinin kazanılmasının önünde önemli bir engel olarak görmektedir. Üniter yapıyı ortadan kaldırmaya matuf bu hareket, İlçe-İl ve Bölge Halk Meclisleri gibi örgütlenmelerle Halkların Demokratik Kongresi’nin ilkelerini ve Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın[4] Türkiye’de de uygulanmasını istemektedir. Garip bir şekilde CHP’de aynı fikri savunmaktadır.
4. PKK ve HDP, kentsel dönüşüm politikalarına karşı çıkmakta ve onları durdurmayı amaçlamaktadır. Bazı CHP’li belediyeler ile STK’ların da bu yolda gayret göstermiş olmaları mânidardır. Kahramanmaraş merkezli iki zelzele kentsel dönüşüm politikalarının ne kadar hayati önemi olduğunu ortaya koymuştur. Halkın huzur ve refahına düşman olan bu örgütler ise plânlarını hep kargaşa çıkarmak üzerine yapmaktadırlar.
5. PKK ve HDP sağlık, eğitim, çevre, kültür, ulaştırma, bayındırlık, tarım, trafik ve güvenlik hizmetlerinin asli yetkilisi olarak yerel yönetimleri görmektedir. Burada federal devlet örnekleri üzerinden bir modelleme yapılarak polis ve jandarma gibi güvenlik görevlileri üzerinde hâkimiyet kurmayı arzulamaktadırlar. Yine bu meyanda valilerin atanarak gelmesine karşı çıkmakta ve seçimle gelmelerini istemektedirler. Bin yıllık devlet geleneğimizde “devlet, ebet, müddet” anlayışının gir gereği olarak valiler, komutanlar, kadılar ve defterdarlar her zaman merkezi devlet iradesi ile tayin edilmişlerdir. Tüzükteki bu şeytaniyet de yine devletçik hülyalarının bir parçasıdır. Halkının %99’u aynı olan Japonya örneği tamamen bir aldatmacadan ibarettir. Zira insanları ırkları üzerinden ayrıştırmayan Türk devlet idaresi altında her millet hayat hakkına sahip olmuş, diniyle, diliyle, örfüyle var olagelmiştir. Bunun sigortası ise merkezden tayin edilen bu 5 sınıf memurdur.
6. PKK ve HDP farklı kimliklerin, dillerin, inançların ve kültürlerin hak eşitliğinin anayasal güvence altına alınması ve bu anlayış üzerinde şekillenen bir anayasal yurttaşlık tanımının yapılmasını istemekte böylece milli kimliği parçalamaya çalışmaktadır. Bunu takviye etmek için de anadilinde eğitimin ve kullanımının tüm kamusal alanlarda serbest olmasını savunmaktadır. Bu hususta PKK, partileri ve STK’ları hayranlık duydukları Batılı ülkelerden bir örnek gösterememektedirler.
7. PKK ve HDP, Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılmasını inanç ve ibadetin inananların vicdanına bırakılmasını, mecburi din dersinin kaldırılmasını ve Cem evlerinin ibadet yerleri olarak kabul edilmesini istemektedir. Böylece İslâmiyet ferdi, içtimai, sosyal, kültürel ve ahlâki alanda yok edilecek, tekke mesabesinde olan Cem evleri ve bir mezhep mesabesinde olan Alevilik müstakil bir din haline dönüştürülecektir. Böylece Alevilik ayrı bir din, Cem evleri de o dinin mabedi şekline sokulmak istenilmekte, İslâm dininin Hristiyanlıktaki gibi parçalanması arzu edilmektedir.
8. PKK ve HDP kürtajı (ana karnındaki çocuğu öldürmeyi) bir kadın hakkı olarak görmekte, kadın-erkek cinsiyet farklılığını bir tür ırkçılık saymakta ve lezbiyen, gey, biseksüel ve transseksüellerin (LGBT) aileyi çökertme amaçlı ahlâki sapkınlığını koruma altına almaya çalışmaktadır.
9. PKK ve HDP, hidroelektrik santrallerine ve nükleer santrallere de karşı çıkmaktadır. Buraya kadar sıralanan tüm bu karşı çıkışlar anarşik bir zihniyetin, ateist bir inancın, herkesi düşman gören kin ve nefretle yoğrulmuş bir anlayışın tezahürüdür ve Allah’a şükür ki bu karanlık zihniyetin cemiyetimizde kendisine yer bulma ihtimali uzun vadede çok zayıftır. Ancak kısa ve orta vadede bu zihniyetle mücadele edilmesi de bir mecburiyettir.
Sonuç, Türkiye kuruluşundan tam bir asır sonra zorlu bir mücadelenin simgesi haline gelen 14 Mayıs 2023 seçimleri ile yüz yüzedir. Bir tarafta 2. Abdülhamid’e benzetilen Tayyip Erdoğan liderliğindeki Cumhur İttifakı, diğer tarafta ise Abdülhamid’i deviren –içinde Rum, Ermeni, Yahudi ve daha başka millet temsilcilerinin de olduğu- İttihat ve Terakki cemiyetine benzetilen Millet İttifakı yer almaktadır. Millet İttifakı, PKK’nın emrindeki HDP tarafından rehin alınmıştır. PKK ve dolaysıyla HDP, Türkiye’yi parçalamak isteyen emperyal güçlerin maşasıdır. Tarihin tekerrür etmemesi için bu gerçeği fark etmek ve seçim sandığı üzerinden oynanan bu oyunu bozmak gerekmektedir.
[1] Yeşil Sol Parti 25 Kasım 2012 tarihinde Eşitlik ve Demokrasi Partisi ile Yeşiller Partisi’nin birleşmesiyle kurulan ve Türkiye’de faaliyet gösteren bir siyasi partidir. Tüzüğü incelendiğinde muhtevası HDP ile aynı fakat ambalajının değiştiği ve biraz daha LGBT’lileştiği görülmektedir. HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar Yeşil Sol Parti ile seçime girme gerekçesini “Binde bir ihtimal bile olsa kapatma riski” olarak açıkladı. Böylece daha önce çok işe yaradığını gördükleri “mağduriyet” işini bu sefer binde bir ihtimal üzerinden kendileri icat etmiş oldular.
[2] Konuyla ilgili Bkz. Bozan, M. (2013). PKK ve Zorlama Bir Talep; Demokratik Özerklik, https://acikerisim.bartin.edu.tr/handle/11772/6528.
[3] Halkların Demokratik Kongresi (HDK), 2011 yılında Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) ile 20’ye yakın gurubun iş birliği ile oluşturulmuştur. HDK sosyalist partiler, sendikalar, kadın, LGBT ve çevre hareketleri, emek ve hak temelli STK’lar ile Anadolu’da yaşayan çeşitli dini azınlıkların temsilcilerinden oluşan, 81 ilden 820 delegenin iştirak ettiği bir yapıdır.
[4] Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı (AYYÖŞ), Haziran 1985’te Avrupa Konseyi tarafından kabul edilerek yürürlüğe girmiştir. Şart önsöz ile birlikte 3 bölüm ve 18 maddeden oluşmaktadır. Türkiye şartı 1988’de imzalamış, fakat bazı maddelerine çekince koymuştur. PKK ve güdümündeki partiler ise çekinceleri kaldıracaklarını ilan etmektedirler. Bu yolla idari alandan siyasi alana doğru genişletilen ve siyasi, idari ve mali federalizmi doğurması istenilen yeni yapı için Türkiye’den anayasada seçim hakkı, vergileme yetkisi, merkeziyetçilik yerine yerellik ilkesini öngören değişiklikler talep edilmekte, devlet iradesi ve kurumları devre dışı bırakılarak başta Avrupa Parlamentosu ve diğer Avrupa Birliği kurumları olmak üzere uluslararası kuruluşlarla işbirlikleri tesis edilmek istenilmektedir. Avrupa da bu konuda PKK terörünü bir baskı unsuru olarak kullanmak istemekte, bir oldu-bitti ile siyasi, idari ve mali federalizme zemin teşkil edecek bazı uygulamaları yürürlüğe koyma tehdidinde bulunmaktadır.



