Bakad

  • ANASAYFA
  • HAKKIMIZDA
    • HAKKIMIZDA
    • YÖNETİM
    • MİSYON
    • VİZYON
    • DEĞERLER
  • AKADEMİK BAKIŞ
  • DERGİLER
    • Uluslararası Batı Karadeniz Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi (USOBED)
    • Uluslararası Batı Karadeniz Mühendislik ve Fen Bilimleri Dergisi (UMÜFED)
  • BAKAD YAYINEVİ
  • HABERLER
    • HABERLER
    • KONFERANS
    • SEMPOZYUM
    • PANEL
    • SEMİNER
  • İLETİŞİM
  • Ankara Web Tasarım
  • akademik bakış
  • SUN’İ DEVLETLERİN KALDIRAÇ SİYASETİ; İSRAİL VE YUNANİSTAN ÖRNEĞİ
18 Haziran 2026

SUN’İ DEVLETLERİN KALDIRAÇ SİYASETİ; İSRAİL VE YUNANİSTAN ÖRNEĞİ

SUN’İ DEVLETLERİN KALDIRAÇ SİYASETİ; İSRAİL VE YUNANİSTAN ÖRNEĞİ

by mahmut bozan / Perşembe, 18 Haziran 2026 / Published in akademik bakış, anasayfa, Genel, haberler

Prof. Dr. Mahmut BOZAN

BAKAD Günlüklerinde Yunanistan, İsrail ve Ermenistan’la ilgili sıkça kullandığım bir ifade vardır; sun’i devlet, kurmaca devlet veya fabrikasyon devlet. Bu ifade tahkirden ziyade tarif için kullanılmıştır. Zira mezkûr bu üç devlet halkları tarafından vücuda getirilmemiş, beynelmilel siyasetin güç odakları tarafından Osmanlı Devleti’nin zayıflatılması ve parçalanması için sahayı vücuda çıkarılmış yani kurdurulmuştur. Bu sebeple irsiyetlerinde varlıklarını “başkalarına” borçlu olmak vardır ve yine bu sebeple idame-i hayat edebilmeleri de bu başkalarının himmet ve desteğine vabestedir. Bunu yakinen bilen mezkûr bu devletlerin siyasetinde bu “tüp bebek” babalarının desteği hayati önem taşımaktadır. Yine bu kurmaca devletlerin genişleme siyasetleri de hep kendilerini peydahlayan devletleri kaldıraç olarak kullanma becerilerine odaklanmıştır. Bugünkü sınırlarına tek savaş bile kazanamadan ulaşan Yunanistan hala ABD ve AB’yi kaldıraç olarak kullanma peşindedir. Genişleme coğrafyasını da Akdeniz ve Adalar Denizinde Türkiye’yi daraltma stratejisi üzerinden kurgulamaktadır.

Keza İsrail de Osmanlı Devleti’nin sınırları içerisinde “İngiltere ve ABD’nin vadettiği” topraklar üzerinde prefabrik olarak kurulmuş ve Siyonist Yahudilere “hediye” edilmiştir. Şimdi de Siyonist İsrail kendi kurucu babalarını kaldıraç olarak kullanmanın ve kendi hayal ettiği “vadedilmiş topraklar” üzerinde hükümran olmanın kanlı stratejilerini hayata geçirmeye çalışmaktadır. Aynen Yunanistan gibi İsrail’in de genişleme coğrafyasında en korktuğu güç Türkiye’dir. Yunan ve Yahudi ittifakı bu korkuyla inşa edilmektedir.

Üçüncü örneğimiz olan Ermenistan ise hayali yarım kalmış bir ülkedir. Yunanistan’ın peşinden Devlet-i Âliye içinde genişçe bir toprak parçası ele geçirmek için isyana kalkıştığında “ağır bir şamar” yemiş ve 1991 yılına kadar da SSCB’nin küçük bir kolhozu olarak kalmıştı. SSCB dağılınca onun nasibine de bir devlet düştü ama yetmezdi. O da Rus efendisinin askeri desteği ve AB-ABD müzahereti altında Azerbaycan’a saldırdı, Hocalı katliamını yaparken bugün İsrail’in Filistin halkına uyguladığı vahşete denk bir vahşilik gösterdi ve Karabağ’ı ilhak etti. Azerbaycan uydurma komisyonlarla uyutulurken Ermenistan’ın genişleme sancısı tekrar zuhur etti ve tekrar Azerbaycan’a saldırdı. Ama onu kurucu babaları da kurtaramadı, kırk günde ağır bir hezimete uğradı ve başına Karabağ kadar büyük bir taş düştü, iyi de oldu. Ermenistan uyandı, kendisi kurucu babalarını kaldıraç olarak kullandığını sanırken meğer bu mafya babaları kendini kolay feda edilebilir bir piyon olarak kullandıklarını fark etti. Muhaliflerinin Ermenistan’daki “tek Türk” olarak suçladığı Paşinyan Ermeni halkı tarafından tekrar seçildi ve başbakan oldu. Üvey babası Rusya’nın “Ermeni soykırımı” hikayesini Türkiye’nin NATO’ya girmesinden sonra tedavüle soktuğunu, ABD ve Fransa’da müreffeh bir hayat yaşayan diaspora Ermenilerinin de kendilerini açlığa mahkum etme siyaseti güttüğünü söyledi. Bu “ergen diklenişi” Ermenistan’ı sahici bir devlet varlığına kavuşturur mu, yoksa kısa süren bir hayal mi olur onu zaman gösterecektir. Ama her şeye rağmen Ermenistan diğer iki kurmaca devletten farklılaşmaya başlamıştır.

İsrail ve Yunanistan ise bölgesel güvenlik ve enerji kaynaklarıyla ilgili menfaatlerini korumak amacıyla ABD ve AB’yi uluslararası ilişkilerde stratejik birer kaldıraç olarak kullanmaya devam etmektedir. İsrail bu kaldıracı soykırım ve top yekûn imha için “bir daha asla ele geçmeyecek” bir fırsat olarak görmekte ve bütün sermaye, finans, lobi ve şantaj gücünü kullanarak yapmaya çalışmaktadır. ABD’yi İran’a saldırtan İsrail Lübnan’ı işgal ile Gazze katliamının bir benzerini orada tekrarlarken Suriye’ye de “Dürziler” üzerinden sarkmaya ve Şam’a bir top atımı mesafeye kadar yaklaşmaya çalışmaktadır. Bu gözü dönmüşlükte ABD’yi bile gözü görmemekte, ABD’deki İsrail’in “siyam ikizleri” Trump’a baskı yaparak 19 Haziran’da şartları açıklanacak ve Cenevre’de imza edilecek olan İran–ABD ateşkes anlaşmasını etkisiz hale getirmeye çalışmaktadır. İktidarıyla-muhalefetiyle birinci tehlike olarak Türkiye’yi gören Siyonist İsrail kim bilir daha önce yaptığı gibi “arzda fesat çıkarmaya” doğru hızla koşarken asırlarca himayesi altında huzur içinde yaşadığı Türklere yaptığı ihanetin bedelini ödemenin ne demek olduğunu hesap edememektedir.

Kurmaca devletlere “haşiye” olarak eklenen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi” ise Ermenistan’ın yerini almaya oldukça hevesli gözükmekte, kurucu üvey babalara eklemlenmek isteyen Fransa, “ben de yakın akrabadan sayılırım” diyerek Kıbrıs’ta yer edinmeye çalışmaktadır.

Meseleye Türkiye açısından bakıldığında “aslanın çevresinde dolaşan sırtlanların, Aslanın[1] en ufak bir hareketinde telaşla kaçışmaya çalışması” gibi görüldüğünü söylemekte bir beis yoktur. Bugünün Türkiye’si muharebenin her çeşidinde feleğin çemberinden geçmiş, devletler kadar onların desteği altında teçhiz edilen taşeron çetelerini de çelik yumrukla dağıtmasını bilmiştir. Kendi silahını ve her türlü mühimmatını kendisi yapan, iha, siha ve tihalarını yapay zekâ ile donatan, her şeyden önemlisi de harbi “ölürsem şehit, kalırsam gazi” idealine yerleştiren Türkiye için bu kurmaca devletler bir değer ifade etmediği gibi, onların üvey babaları da sandıkları gibi imdatlarına koşmayacaktır. Ermenistan’ın yaşadığı tecrübeyi bu kurmaca devletler de yaşayacaklar, ellerinde olan ve asla hak etmedikleri toprakları da kaybedeceklerdir.

Sonuç olarak Ermenistan örneği diğer kurmaca devletlere de kendi selametleri için iyi bir misaldir. Elbette sırtlanların da hakkı hayatı vardır, o şartla ki Aslanın hâkimiyet sahasına girmesinler.


[1] Bu aslan ve sırtlan istiaresini kullanmamın sebebi dünyada uluslararası hukuk, uluslararası anlaşmalar ve uluslararası kuruluşların devre dışı kaldığı, gücün hâkim olduğu bir dünyayı tercih eden ve Trump gibi “kendi ahlâkını” merkeze alan uygulamalarda en iyi misal hayvanlar âleminden verilebilir.

  • Tweet

About mahmut bozan

Başka ne okumak istersiniz?

BÜYÜK SİYASET İÇİNDEKİ TERÖR PARANTEZİ NİHAYET KAPANDI
BAKAD Yayınevi Üçüncü Kitabını Yayınladı
ÜLKE İMARI MI? BETON SİYASETİ Mİ?
  • ANASAYFA
  • HAKKIMIZDA
  • AKADEMİK BAKIŞ
  • DERGİLER
  • BAKAD YAYINEVİ
  • HABERLER
  • İLETİŞİM

BİZE ULAŞIN

  • 0 378 228 18 77
  • bakad74@gmail.com
  • http//www.bakad.org.tr

BAĞLANTILAR

Telif Hakkı © 2021 İzmir Web Tasarım İzmir Web Tasarım Tüm hakları saklıdır.

Batı Karadeniz Akademisyenler Derneği Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım & Kodlama ♥  Web Tasarım ©

ÜST Web Tasarım