Bakad

  • ANASAYFA
  • HAKKIMIZDA
    • HAKKIMIZDA
    • YÖNETİM
    • MİSYON
    • VİZYON
    • DEĞERLER
  • AKADEMİK BAKIŞ
  • DERGİLER
    • Uluslararası Batı Karadeniz Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi (USOBED)
    • Uluslararası Batı Karadeniz Mühendislik ve Fen Bilimleri Dergisi (UMÜFED)
  • BAKAD YAYINEVİ
  • HABERLER
    • HABERLER
    • KONFERANS
    • SEMPOZYUM
    • PANEL
    • SEMİNER
  • İLETİŞİM
  • Ankara Web Tasarım
  • akademik bakış
  • CUMA HUTBESİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
10 Mayıs 2026

CUMA HUTBESİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

CUMA HUTBESİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

by mahmut bozan / Cumartesi, 09 Mayıs 2026 / Published in akademik bakış, anasayfa, Genel, haberler

Ankara Kocatepe Camiinde bir Cuma Hutbesinden bir görünüş

Prof. Dr. Mahmut BOZAN

Türkiye’de Cuma hutbeleri her zaman tartışma konusu olmuştur. Tartışmayı başlatan hareket ise 1932 yılında tek parti zihniyetinin Arapça ve dolayısıyla Kur’an-ı Kerim’i yasaklama, ezan, kamet ve namazda Türkçe meal okutma dayatmasının Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi’nin talimatıyla camilerde uygulamaya konulmasıyla olmuştur. Ehl-i sünnet mezhepleri hutbenin aynen ezanda olduğu gibi Arapça olmasında ittifak ederken Hanifi mezhebinde hutbe, cuma namazının şartlarından biri olarak görüldüğünden cemaatin öğüt alması için açıklama yapılmasına cevaz verilmiştir. Cevaz verilen husus okunan ayet ve hadislerin mealiyle sınırlıdır. O dönemin mühim uleması[1] Türkçe ezan ve kamet uygulaması kadar Türkçe hutbeye de karşı çıkmışlardır. Karşı çıkan ulemanın temel görüşü; “hutbenin şeair-i İslâmiye’den olması, Arapçanın ümmet birliğinin dili olarak tıpkı ezanda olduğu gibi tüm dünyadaki Müslümanların anlayış birliğini sağlaması, cihanşümul olan ibadet dilinin korunması ve buna ilave olarak hutbenin tamamen millîleştirilmesinin dinî geleneği zedeleyeceği düşüncesiydi.

Hutbenin Türkçe olmasını savunanlar ise ortaya ciddi bir gerekçe koyamamışlar, sadece “hutbenin amacının halka öğüt vermek ve dini anlatmak olduğu, halk anlamazsa hutbenin amacına ulaşamayacağını” iddia etmişlerdir. Bu görüşü savunanlar arasında özellikle Halk Fırkası yöneticileri, reform yanlısı din adamları ve bürokratik çevreler öne çıkmıştır. Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) başta olmak üzere “ulemayı rüsm” itirazsız olarak siyasi iradenin emri altına girmiştir. Ancak iddiaları tamamen mesnetsizdir. Zira ezan, kamet ve hutbenin Türkçe okunması kararı halka sorularak alınan bir karar değil, bilakis tepeden inmeci “halka rağmen halk için!” anlayışıyla hareket eden totaliter bir zihniyetin dayatmasıdır. Bunun en büyük delili de Demokrat Parti’nin 1950 yılında iktidara gelmesi ile birlikte ezan ve kametin asliyetine dönmesine müsaade etmesiyle ülke çapında yaşanan heyecan, kutlama ve bayramdır.

Ezan ve kamet cihanşümul asliyetine kavuşmakla birlikte hutbelerin Türkçe yapılması devam etmiş ve bu günlere gelinmiştir. Zamanla hutbeler siyasi mesajların halka ulaştırıldığı bir mikrofona dönüşmüş, vesayetçi rejimler döneminde neredeyse hutbenin hiçbir şartına uyulmamaya başlanmıştır. Artık cami ve mescitler DİB’in bir şubesi gibi olmuş, Cuma hutbesinde hatipler müftülüklerin duyurularını da hutbede okumaya başlamışlardır. Hatta yardım ve bağış duyuruları Cuma hutbelerinin vazgeçilmez “farzlarından birisi!” haline gelmiştir. İş o kadar çığırından çıkmıştır ki eğitim bakanlığının okullarda uyguladığı “belirli gün ve haftalar” kılık değiştirerek Cuma hutbelerinin ana temaları olmaya başlamıştır. Eğitim seviyesi cami imamının çok önünde olan bazı mahallerde ve farklı dillerin konuşulduğu yerlerde Cuma, İslâm ümmetinin yekvücut olmasını sağlayan ortak bir dil ve bir farize olması gerekirken zaafına yol açan bir şekle dönüşmeye başlamıştır. Bu zaaf gün geçtikçe daha çok hissedilmekte ve daha iyi anlaşılmaktadır. Yılda 60 milyon turistin ziyaret ettiği ülkemizde misafirlerin önemli bir yekûnu Müslümandır ve farklı dillere sahiptir. Onlar da bizim gibi camiye gitmekte ve cuma namazı kılmaktadırlar. Tüm Müslümanları aynı zeminde buluşturan ezan ve kamet gibi hutbenin de şeair-i İslâmiye’den olmasındaki hikmet daha bir görünür olmaya başlamıştır. Ezan ve kamet gibi cuma hutbesinin de asliyetine döndürülmesi, en azından yukarıda sayılan arazlardan kurtarılması gerekmektedir.

Ezan gibi ilahi bir davetin munis ve huzur veren sesini kontrolsüz desibellerle gürültüye çeviren uygulamaları engelleyemeyen, bed sesli ve musiki eğitiminden mahrum ehliyetsiz kişilerin ezan okumasına müsaade eden, bunun için gerekli tedbirleri almayan DİB’den, hutbe konusunda bir adım atmasını bekleyebilir miyiz? Üniversitelerin ilahiyat hocalarından bu meseleyi teşrih masasına yatıracak uluslararası bir sempozyum teşebbüsü görebilir miyiz? Onu da ilgili sivil toplum kuruluşları ile efkâr-ı ammenin idrakine bırakıyorum.


[1] 1932 yılında başlatılan Türkçe ezan, kamet ve hutbe uygulamasına karşı çıkan ulema arasında “hutbe makamının ahkâm-ı İlâhiyenin tebliği için ittihaz edildiğini” söyleyen Bediüzzaman Said Nursî başta olmak üzere tefsir sahibi olan Elmalılı Hamdi Yazır, Ömer Nasuhi Bilmen ve Ahmed Hamdi Akseki en çok bilinen isimlerdir. Bunun yanında özellikle Hanefî uleması, medrese hocaları ve bazı tarikat şeyhleri de Türkçe hutbenin tamamen Arapçanın yerine geçirilmesine itiraz etmişlerdir. Sindirilen halk ise buğz makamında işi ecel celladına havale etmiştir.

  • Tweet

About mahmut bozan

Başka ne okumak istersiniz?

KARAOĞLAN EFSANESİ VE 1977 SEÇİMLERİNİ TEKRAR OKUMAK
KAMUOYU ARAŞTIRMA MI? KAMUOYU OLUŞTURMA MI?
TAÇLI VİRÜSÜN SALTANATI
  • ANASAYFA
  • HAKKIMIZDA
  • AKADEMİK BAKIŞ
  • DERGİLER
  • BAKAD YAYINEVİ
  • HABERLER
  • İLETİŞİM

BİZE ULAŞIN

  • 0 378 228 18 77
  • bakad74@gmail.com
  • http//www.bakad.org.tr

BAĞLANTILAR

Telif Hakkı © 2021 İzmir Web Tasarım İzmir Web Tasarım Tüm hakları saklıdır.

Batı Karadeniz Akademisyenler Derneği Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım & Kodlama ♥  Web Tasarım ©

ÜST Web Tasarım