Bakad

  • ANASAYFA
  • HAKKIMIZDA
    • HAKKIMIZDA
    • YÖNETİM
    • MİSYON
    • VİZYON
    • DEĞERLER
  • AKADEMİK BAKIŞ
  • DERGİLER
    • Uluslararası Batı Karadeniz Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi (USOBED)
    • Uluslararası Batı Karadeniz Mühendislik ve Fen Bilimleri Dergisi (UMÜFED)
  • BAKAD YAYINEVİ
  • HABERLER
    • HABERLER
    • KONFERANS
    • SEMPOZYUM
    • PANEL
    • SEMİNER
  • İLETİŞİM
  • Ankara Web Tasarım
  • akademik bakış
  • AYAK TAKIMININ İKBALİ VEYA TÜRKİYE’DE ÜNLÜ OLMAK
18 Ocak 2026

AYAK TAKIMININ İKBALİ VEYA TÜRKİYE’DE ÜNLÜ OLMAK

AYAK TAKIMININ İKBALİ VEYA TÜRKİYE’DE ÜNLÜ OLMAK

by mahmut bozan / Cumartesi, 17 Ocak 2026 / Published in akademik bakış, anasayfa, Genel, haberler

Kaynak: Gazeteler

Prof. Dr. Mahmut BOZAN

Medya vasıtasıyla halka ve özellikle de gençlere rol modeli olarak sunulan sözüm ona “ünlülerin” ne menem şeyler oldukları bazen mahkeme kayıtlarıyla, bazen narkotik operasyonlarıyla, bazen de adlarının karıştıkları rezaletlerle ortaya çıkmaktadır. Ancak ortada bir vakıa vardır; o da toplumu ahlâkî çöküşe götürmek isteyen şebekelerin hiçbir niteliği, özelliği ve cemiyete katkısı olmayan bu kişileri medya vasıtasıyla şişirerek onlar üzerinden değerlerimizi yıpratmak ve onları makbul satıcı, halkı ve gençleri de gönüllü alıcılara çevirme kast ve iradesidir.

Meseleyi itibar, şöhret ve ünlü kavramları üzerinden ele alırsak irtifa kaybının nereden nereye geldiği de ortaya çıkmış olur. Gündelik hayatta sıklıkla birbirinin yerine kullanılan “meşhur” ve “ünlü” kavramları bilim felsefesi açısından aynı mânâyı ifade etmese de günümüzde birbirine hayli yaklaşmış ve hatta biri diğerinin yerine kullanılır olmuştur. Gerçekte ise tarihi geleneğimizde meşhurluk, nitelik temelli bir tanınırlık biçimi olarak kabul edilmiş, bir marifet muktesebatı üzerine yapılandırılmıştır. Meşhurluk kavramı çoğu zaman ilim, fazilet, sanat veya devlet hizmeti gibi alanlarda temayüz etmiş kişiler için kullanılmıştır. “Meşhur bir âlim”, “meşhur bir eser” gibi ifadeler, tanınırlığın belirli bir nitelik ve değer üzerinden kurulduğunu gösterir. Nitekim tarihimizde bilinen meşhurlara bakıldığında her birisinin bir mümeyyiz vasfının olduğu görülür. Mesela devlet idaresinde “Fâtih, Yavuz, Kanuni” üçlüsü, mimaride “Mimar Sinan”, ilmiyede “İbn Sina, Harezmî ve Birunî ” felsefede “Farabi”, tasavvufta “İbn Arabî ve Mevlana” musikide “Itri ve Dede Efendi” hatta nüktedanlıkta “Nasreddin Hoca” ilk akla gelenlerdir. Bu meşhurların her birisi bir sahanın üstadı ve zirve noktasını teşkil ettiği için haklı bir şöhrete sahiptirler. Yani bu meşhurların şöhreti liyakatleri sebebiyle toplumdan gördükleri itibarın bir tezahürü, tabiri caizse bir dışavurumudur.

Geçmiş dönemlerde itibar ve şöhret farklı olarak değerlendirilmiş; itibar, halkın rağbetini simgelerken, şöhret kavramı tenkide tabi tutulmuş, hatta ahlâkî bir problem alanı olarak bile değerlendirilmiştir. İtibar, toplumsal ve ahlâkî değerle ilişkilendirilen meşru bir tanınırlık biçimi olarak kabul görmüştür. Şöhret ise bugünkü “ünlü” eşdeğerinden uzak ve içerisinde nitelik barındırdığı halde uzak durulması gereken bir sosyal statü olarak görülmüştür. Düşünce geleneğimizde “şöhret”, çoğu zaman müsbet bir değer olmaktan ziyade, ahlâkî bir risk alanı olarak ele alınmıştır. Tasavvuf literatüründe şöhret, “nefsin en büyük tuzaklarından biri” olarak değerlendirilmiş; görünür olma arzusu, riya ve gösterişle ilişkilendirilmiştir. Nitekim kendisi de bir zamanlar “Molla Said-i Meşhur” olarak anılan Bediüzzaman Said Nursi, kadim tasavvuf geleneği içinde şöhret kavramına ihtiyatla yaklaşmış ve şöhreti “zehirli bala” benzetmiştir. Halkın dilinde gezen “şöhret afettir” veya “şöhret belası” gibi ifadeler, bu yaklaşımın yaygınlığını göstermektedir.  Şöhrete yapılan bu tenkidatın sebebi, kişinin kendi iç değerinden ziyade başkalarının takdirine bağımlı hâle gelmesini ifade içindir. Tanınmak, övülmek ve görünür olmak, ahlâkî olgunluk açısından tehlikeli görülmüş; “halvet ve tevazu” gibi erdemler, şöhrete karşı birer ahlâkî siper olarak düşünülmüştür. Binaenaleyh düşünce geleneğimizde şöhret, başlı başına arzu edilen bir statü değil; çoğu zaman kaçınılması gereken bir durumdur.

Şöhrete mukabil “itibar”, geleneğimizde tanınırlığın meşru ve müsbet biçimini ifade eder. İtibar, yalnızca bilinmek değil; güvenilirlik, haysiyet ve saygınlıkla birlikte anılmak anlamına gelir. Yakın tarihimizde devlet adamlarının “itibar sahibi” olması, âlimlerin ve kadıların “itibarlı” görülmesi, bu kavramın ahlâkî ve kurumsal boyutunu ortaya koyar. İtibar, kişinin kendi fiilleriyle inşa ettiği bir değerdir. Hârici övgüye değil; adalet, doğruluk, liyakat ve sorumluluk gibi erdemlere dayanır. Bu sebeple itibar, kalıcıdır ve toplumsal hafızada süreklilik kazanır. Tarihimizde fertlerin kamu hayatındaki konumu, büyük ölçüde “itibarı” üzerinden değerlendirilmiş; itibar kaybı ise sadece bireysel değil, aynı zamanda ahlâkî bir düşüş olarak görülmüştür.

Hal böyle iken dijital medya ve sosyal ağlar, klasik anlamdaki “şöhret” olgusunu yeni bir forma büründürmüş; “ünlülük” adı altında görünürlük merkezli bir statü üretmiştir. Büyük ölçüde şöhretin seküler ve medyatik bir versiyonu olan ünlülük; beğeni, takipçi sayısı ve etkileşim oranları, tanınırlığın temel ölçütleri hâline gelmiştir. Bu durum, düşünce tarihimizde şöhrete yöneltilen ahlâkî eleştirilerin günümüzde farklı bir biçimde yeniden mâna kazanmasına yol açmaktadır. Herhangi bir niteliği olmayan, ahlâki bir değer taşımayan hatta topluma müsbet bir katkısı olmayan, geçmiş dönemlerin “saray soytarıları” mesabesindeki bazı kişiler parlatılarak farklı bir ambalajla topluma sunulmakta, “sanatçı, şarkıcı, oyuncu, aktivist, yutıbır (youtuber), internet fenomeni” gibi isimler altında reklamları yapılmaktadır. Eski dönem şöhretlerine rahmet okutan bu nev zuhurların hayat tarzları, yemeleri-içmeleri, giyim kuşamları, kolay yoldan paraya ve “üne” kavuşmaları genç nesillere “rol modeli” olarak takdim edilmekte ve özendirilmektedir. Son dönemde kimi uyuşturucu kullanımı ile kimi kumar ve kara para aklama ile kimi fuhuş ve cinsi sapıklık ile hâsılı gayrı ahlâki ve gayrı kanuni işler ile haberlere konu olan bu kişilerin “ünlü” olarak tanımlanması bizatihi ailelerimiz ve cemiyetimiz için tehlike teşkil etmektedir. Üniversitelerin, hatta liselerin mezuniyet programlarına bu tiplerin ciddi meblağlar ödenerek çağırılmaları da umursamazlığın başka bir tezahürü olarak bu meseleye “tüy dikmektedir.”

Hâsılı kelam, pek çok değerlerimiz aşındırılmaya tabi tutulurken bunun yerine müptezel, değer yoksunu, ahlâksız, kalitesiz ve de seviyesiz, aile ve cemiyet yapısını tahrip edecek kavramlar üretilmekte, parlatılmakta ve dijital kanallar ve sosyal medya araçları üzerinden pompalanmaktadır. Buna karşı toplumun tüm kesimlerinin sistematik ve koordineli bir mücadeleye girişmesi; devlet kurumlarının kanun ve nizam yönünden, sivil toplum kuruluşları ile sosyal medya ve dijital kanalların muhteva ve içerik üretme yönünden, akademi, eğitim ve diyanetin müfredat ve programlar üzerinden elbirliği ile çalışması bir mecburiyettir.

  • Tweet

About mahmut bozan

Başka ne okumak istersiniz?

KURBAN BAYRAMINIZ MÜBAREK OSUN
KAMUOYU ARAŞTIRMA MI? KAMUOYU OLUŞTURMA MI?
YUTKUNAN TUTUK BİR DEV; İSLÂM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLÂTI
  • ANASAYFA
  • HAKKIMIZDA
  • AKADEMİK BAKIŞ
  • DERGİLER
  • BAKAD YAYINEVİ
  • HABERLER
  • İLETİŞİM

BİZE ULAŞIN

  • 0 378 228 18 77
  • bakad74@gmail.com
  • http//www.bakad.org.tr

BAĞLANTILAR

Telif Hakkı © 2021 İzmir Web Tasarım İzmir Web Tasarım Tüm hakları saklıdır.

Batı Karadeniz Akademisyenler Derneği Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım & Kodlama ♥  Web Tasarım ©

ÜST Web Tasarım