Bakad

  • ANASAYFA
  • HAKKIMIZDA
    • HAKKIMIZDA
    • YÖNETİM
    • MİSYON
    • VİZYON
    • DEĞERLER
  • AKADEMİK BAKIŞ
  • DERGİLER
    • Uluslararası Batı Karadeniz Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi (USOBED)
    • Uluslararası Batı Karadeniz Mühendislik ve Fen Bilimleri Dergisi (UMÜFED)
  • BAKAD YAYINEVİ
  • HABERLER
    • HABERLER
    • KONFERANS
    • SEMPOZYUM
    • PANEL
    • SEMİNER
  • İLETİŞİM
  • Ankara Web Tasarım
  • akademik bakış
  • NARH SİSTEMİNDEN SERBEST PİYASAYA; GIDANIN SERGÜZEŞTİ HALİ
18 Eylül 2026

NARH SİSTEMİNDEN SERBEST PİYASAYA; GIDANIN SERGÜZEŞTİ HALİ

NARH SİSTEMİNDEN SERBEST PİYASAYA; GIDANIN SERGÜZEŞTİ HALİ

by mahmut bozan / Perşembe, 17 Eylül 2026 / Published in akademik bakış, anasayfa, Genel, haberler

Kaynak: Anonim.

“Denetimsiz yönetim kör, yönetimsiz denetim topaldır.”

Prof. Dr. Mahmut BOZAN

Bugünlerde halkı canından bezdiren bir yolsuzluğa, daha doğrusu bir soyguna nihayet hükümet el attı. Mesele önce üreticiyi ve çiftçiyi sonra da bütün halkı soyan aracı, tefeci, kabzımal gibi isimlerle anılan bir kesimin gıda üzerinde tekel oluşturması ve uyguladıkları fahiş fiyatların bir türlü engellenememesiydi. Adalet Bakanlığına getirilen Akın Gürlek sadece faili meçhul dosyalarına el atmadı, adaletin eli faili mâlum gıda soyguncularına da uzandı. Dileriz ki bundan sonra siyasetin köhne “esnaf ziyaretleri” yerini esnaf denetimlerine bıraksın. Yine dileriz ki bu hal eskiden de olduğu gibi kısa süreli bir korkutma olmasın, kalıcı çözümler üretilsin. Çözüm için çok fazla örnek aramaya da gerek yoktur. Bizim gibi köklü bir medeniyetin müntesiplerine yetecek kadar örnekler tarihimizde mevcuttur.

Şimdiye kadar maalesef herkesi ve her kesimi ilgilendiren bu fiyat denetiminde nedense hükümetler ve sorumlu kamu kurumları dönüp de tarihe ve Devlet-i Âliye’yi Osmaniye’nin uygulamalarına bakma zahmetine katlanmadılar. Hiç düşünmediler ki ecdadımız 600 sene devasa toprakları ve halkları yönetirken nasıl bir sistem uyguladılar da hem üreticiyi, hem halkı hem de esnafı hakkaniyet üzerinde buluşturabildiler. Oysa biz küçük bir coğrafyada gelişmiş teknolojik araçlarla ve çok daha iyi imkânlara sahip olmamıza rağmen gıda denetiminde başarılı olamıyoruz. Serbest piyasa adı altında uygulanan soygun düzenini engelleyemiyoruz. Eğer meselenin çözümü için “geçmiş iyi uygulama örnekleri” bize bir fikir verecekse –ki verir- dünle bugünü mukayese ederek bu meseleye bir hal çaresi bulabiliriz.

Osmanlı Devleti piyasa denetimini lonca, narh koyma ve kadı-muhtesip denetimi gibi üçlü bir sacayağı üzerine oturtmuştu. Loncalar iç denetimle haksız rekabeti önler, narh sistemi ile haksız kazanç engellenir, bu da yetmez; kadı ve muhtesibin sıkı denetimi ile caydırıcı ağır ceza uygulamaları sistemi tamamlardı. O kadar ki zaman zaman padişah ve sadrazamların tebdili kıyafet çarşı-pazar denetimlerine çıkmasına kadar mesele ehemmiyet kesbederdi. Hatta Rus mağlubiyeti sonrası Devlet-i Âliye’ye sığınan İsveç Kralı bu denetimlere şahit olunca bunu daha sonra ülkesine götürmüş ve bugün bizde “kamu denetçiliği” olarak uygulamaya konulan “ombusmanlık” sistemini kurmuştur.[1]

Ne zaman bu bahis açılsa bir kesim pek de malumatı olmadığı halde narh sistemine burun kıvırır ama çarşı-pazar soygununun nasıl önleneceğine dair de sadre şifa bir fikir beyan edemez. Biz elbette narh sistemini aynıyla alıp bu güne uygulayalım demiyoruz. Ama oradan alacağımız çok önemli dersler olduğunu da itiraf etmek zorundayız. Zira Osmanlı Devleti’nde çarşı-pazar ve esnaf denetimi ile günümüz Türkiye’sindeki denetim sistemi arasında amaç bakımından bazı benzerlikler olsa da yöntem ve kurumlar bakımından önemli farklılıklar bulunmaktadır. En önemli benzerlik, iki dönemde de devletin müşteriyi korumaya, hileli satışları önlemeye, ölçü-tartı doğruluğunu ve mal kalitesini sağlamaya çalışmasıdır. En önemli fark ise Osmanlı’da denetimin muhtesip, kadı ve lonca sistemi etrafında ve çoğu zaman doğrudan fiyat belirleme yoluyla yapılmasıdır. Günümüzde ise denetim, kanun ve yönetmeliklere dayanan, farklı kamu kurumları arasında görev paylaşımı bulunan dağınık bir sistemle yürütülmekte, piyasa denetimi birden fazla yetkili kuruluş tarafından Ticaret Bakanlığı koordinasyonunda gerçekleştirilmektedir. Bu “herkesi görevlendirme” sistemi hiç kimsenin görevi üstlenmemesine yol açmakta ve meydan tefecilere kalmaktadır. Bu uygulamanın sadece bir kere dışına çıkılmış, ev kira fiyatlarının sabitlenmesi haksız kararı ile de ev sahipleri ile kiracılar birbirine düşürülmüş, mahkemelerin önüne binlerce yeni dosya yığılmıştı. Buradan da anlaşılıyor ki ülkemizde piyasa denetimi hususunda ciddi bir kafa karışıklığı bulunmakta ve mesele ciddiyetle ele alınmamaktadır.

Bugün uygulanan sistem serbest fiyat, rekabet denetimi ve müşteriyi koruma modelidir. Devlet çoğu ürünün normal satış fiyatını belirlemekten ziyade piyasanın kurallarını ihlâl edenlere müdahale etme mantığı üzerine çalışmaktadır. Böyle olunca da gıda yolsuzluğu engellenememektedir. Çünkü mesele yalnızca kötü niyetli birkaç aracıyı cezalandırma değil; üretici ve çiftçinin zayıf pazarlık gücü, yetersiz örgütlenme ve depolama kapasitesi, finansman ihtiyacı, uzun tedarik zinciri, kayıt ve fiyat şeffaflığı sorunları ile bazı piyasalardaki yoğunlaşmanın birleşiminden oluşan yapısal bir meseledir. Bu sebeple bu meselenin çözümünde en etkili model yalnızca daha fazla zabıta veya daha ağır para cezası olamaz. Üreticinin esnaf kadar pazarlık gücüne sahip olması gerekir. Tıpkı vahşi kapitalizm uygulamalarına karşı işçi sendikalarının zuhuru ve dengeyi sağlaması gibi, aracı ve tefecilere karşı üretici ve çiftçilerin de güçlü olması zarureti vardır.[2] Bunun için üretici kooperatiflerinin gerçekten alım-satım yapabilecek sermayeye kavuşması, çiftçinin uygun finansmana erişmesi, kooperatiflerin soğuk hava deposu ve lojistik zincirler kurması, üretici-hal-market fiyatlarının ürün bazında kamuya açık izlenebilmesi ve rekabet ihlallerine çok hızlı müdahale edilmesi gerekir. Böylece çiftçi “bugün bu tüccara satmazsam malım çürür!” endişesinden kurtulur ve işte o zaman asıl pazarlık gücü de değişir.

Osmanlı Devleti’nin uygulamalarına baktığımızda o günün şartlarına göre devlet yalnızca “hile yapma” demiyordu; gerektiğinde bir malın hangi kalitede, hangi ölçüde ve yaklaşık hangi fiyat sınırında satılacağını da belirliyordu.[3] Esnafın lonca içinde örgütlü olması sebebiyle devletin muhatabı dağınık binlerce işletme değil, belli bir meslek kuruluşuydu. Muhtesip ve Kadı üzerinden denetim daha doğrudan yapılabiliyordu. Bugün buna benzeyen bir sistem kurabilir. Mesela patates için “çiftçi maliyeti + mâkul üretici kârı + belgelenmiş lojistik/depolama maliyeti + mâkul toptancı/perakendeci kârı = azami satış fiyatı” şeklinde bir model oluşturulduğunda çiftçi mahsulünü 8 liraya satarken markette 40 liraya çıkıyorsa devlet zinciri inceleyip “bu fark nerede oluştu?” diye hesap sorabilirdi. Böylece yalnızca son raftaki fiyat değil, tarladan markete bütün değer zinciri denetlenmiş olurdu. Meselenin püf noktası, aracının varlığı değil, çiftçinin aracıya bağımlı olmasıdır. Aracı aslında gerekli hizmetleri sağlayabilir; mahsulü tarladan toplar, sınıflandırır, taşır, depolar ve pazara ulaştırır. Mesele çiftçinin karşısında tekel oluşturan yalnızca birkaç alıcı bulunması ve üreticinin alternatif satış kanalının olmamasıdır. 500 küçük çiftçi ayrı ayrı mal satarken karşılarında birkaç güçlü alıcı varsa, piyasa fiyatını kâğıt üzerinde arz-talep belirlese bile pazarlık gücü alıcıya yani büyük market zinciri temsilcilerine kayabilir.

Diğer bir mesele ise mahsulün gerçek fiyatının zincirin her safhasında yeterince şeffaf olmamasıdır. “Çiftçiden kaç liraya alındı, halde kaç lira oldu, toptancıdan kaça çıktı, markete kaç liraya girdi, rafta kaça satıldı?” şeklindeki fiyat zinciri insanların görebileceği kadar açık değil. Bu zincir keyfi olarak ne kadar uzatılıyor veya sahte faturalarla uzatılmış gibi gösteriliyor belli değil. Mevcut Hal Kayıt Sistemi[4] bunun için önemli bir araç olsa da 2026 denetimlerinde sisteme gerçeğe aykırı düşük fiyat girilmesi ve çifte fatura gibi uygulamaların tespit edilmiş olması, uygulanan bin bir sahtekârlıklar sadece bir kayıt sistemi kurmanın kifayet etmediğini göstermektedir.

Sonuç olarak yıllardır yaşanan piyasa denetimsizliği halkın soyulmasını netice vermekte ve bunu herkes görüp-bilmektedir. Köhne siyaset anlayışının halkın dertleriyle ilgilenmek yerine kendi partisine güya “bağış” yapan esnafı ziyaret etmeyi siyaset sanması ile yıllarımız geçti. Osmanlı Devletinde Kadı ve Muhtesibin yaptığı piyasa denetimini günümüzün her türlü teknolojik imkânları ve araçlarına, hatta bununla ilgili bir bakanlığın varlığına rağmen Cumhuriyet hükümetleri başaramadılar. Sadece sınırlı bir örnek olmak üzere bugün şehir ve kasabaların yaya kaldırımlarının bu “esnaf” tarafından nasıl işgal edildiği, hatta yollarına bile çengel atıldığı ortadadır. Dünün Kadı’sının vazifesini üstlenen Savcı, daha doğrusu Müddei Umumi makamında oturmakta, şikâyetler dışında hiçbir şeye karışmamakta, umum halk adına iddia makamını temsil ettiğinin farkına bile varmamakta ve bu ihlalleri hâkimlerin önüne getirememekte, mahkemeye taşıyamamaktadır. Kaldırım ve yollarını esnaf işgalinden kurtaramayan bir ülkede çarşı-pazar denetimi gibi devasa meselelerin ortada kalmasında şaşılacak bir şey yoktur. Bu bedbinlik içerisinde bir umut ışığı da doğmuştur. Yeni Adalet Bakanı sanki “Müddei Umumi-yi Devlet” vazifesini üstlenmiş gibi adalet terazisini meydana çıkarmış görünmektedir. Ama bu yetmez, şehir ve kasabalardaki Müddei Umumi vazifesini ihraz eden savcılar da aynı rolü oynamak zorunda olmalıdır. İşte o zaman tüm ihlallerin teker teker ortadan kalktığını görürüz. Evet, baştaki ifadeyi yeniden tekrarlayalım. Denetimsiz yönetim kör, yönetimsiz denetim topaldır.


[1] 1709 yılında Ruslara yenilen İsveç Kralı 12. Charles (Demirbaş Şarl), Osmanlı Devleti’ne sığınmış ve yaklaşık 5 yıl boyunca dönemin padişahı 3. Ahmed tarafından misafir edilmiştir. Kral Osmanlı’daki Kadılık müessesesini, Mezalim Mahkemelerini ve piyasa denetimini yakından görmüş ve 1713 yılında Kralın Yüksek Temsilcisi adıyla bir makam kurmuştur. Bu makam daha sonra adalet ombudsmanlığına dönüşmüştür. Zamanla İskandinav ülkelerine ve ardından tüm dünyaya yayılan bu sistem 2012 yılında ülkemizde “Kamu Denetçiliği Kurumu” adıyla resmiyet kazanmıştır. Bu hal kendi müesseselerimizi devam ettirmek yerine Batı üzerinden gelince makbuliyet kazanmasının hazin örneklerinden sadece birisidir.

[2] Kooperatifçilikte yaşanan yolsuzluklar sebebiyle çiftçiler örgütlenememekte ve güçlü yapılar ortaya koyamamaktadır. Vaktiyle yapı kooperatiflerinin vatandaşı ev yapma üzerinden soyması, kalitesiz evler ve düzensiz kentleşmeye yol açması ancak Turgut Özal’ın TOKİ’yi kurması ile önlenebilmiştir. Bugün de çiftçiler için benzer bir uygulamanın devlet eliyle hayata geçirilmesine ihtiyaç vardır.

[3] Bugün arşiv kayıtlarına girildiğinde Osmanlı Devleti’nin piyasa denetimini nasıl yaptığının binlerce örneğini bulmak mümkündür. Daha detaylı bilgi için bkz. Demirtaş, Mehmet (2014). Tüketici Hukuku Bağlamında Osmanlı Şehrinde Esnaf Faaliyetleri, İhlaller, Tedbirler (18. Yüzyıl-İstanbul Örneği). Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Tarih Kurumu Yayınları.

[4] Hal Kayıt Sistemi, sebze ve meyve ticaretini elektronik ortamda takip etmek, kayıt altına almak ve denetlemek amacıyla Ticaret Bakanlığı tarafından kurulan bir veri tabanı sistemidir.

  • Tweet

About mahmut bozan

Başka ne okumak istersiniz?

BAKAD YAYINEVİ 6. E-KİTABINI YAYINLADI
PUTİN YİNE SAHNEDE
ÖSYM’NİN SINAV STRATEJİSİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME
  • ANASAYFA
  • HAKKIMIZDA
  • AKADEMİK BAKIŞ
  • DERGİLER
  • BAKAD YAYINEVİ
  • HABERLER
  • İLETİŞİM

BİZE ULAŞIN

  • 0 378 228 18 77
  • bakad74@gmail.com
  • http//www.bakad.org.tr

BAĞLANTILAR

Telif Hakkı © 2021 İzmir Web Tasarım İzmir Web Tasarım Tüm hakları saklıdır.

Batı Karadeniz Akademisyenler Derneği Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım & Kodlama ♥  Web Tasarım ©

ÜST Web Tasarım